![]|I{•------» İskelet Ağaç «------•}I| Forum Ana Sayfa](templates/Acid/images/mylogo.gif) |
]|I{•------» İskelet Ağaç «------•}I| Forumumuza Hoşgeldiniz...
|
| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
eBRu Moderatör


Kayıt: 23 Ekm 2007 Mesajlar: 500 Konum: Antalya
|
Tarih: Pzr Oca 13, 2008 5:30 pm Mesaj konusu: |
|
|
Gökkuşağı
Dünyanın bütün renkleri bir gün bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar:
YEŞİL demiş ki:
"Elbette en önemli renk benim..ben hayatın ve umudun rengiyim..çimenler,ağaçlar,yapraklar için seçilmişim..Şöyle bir yeryüzüne bakın, her taraf benim rengimle kaplı..."
MAVİ hemen atılmış:
"Sen sadece yeryüzünün rengisin..ya ben? Ben hem gökyüzünün hem denizin rengiyim. Gökyüzünün mavisi insanlara huzur verir, ve huzur olmadan siz hiçbir işe yaramazsınız"
SARI söz almış:
"Siz dalga mı geçiyorsunuz? Ben bu dünyaya sıcaklık veren rengim..güneşin rengiyim.. ben olmazsam soğuktan donarsınız hepiniz"
TURUNCU onun sözünü kesmiş:
"Ya ben?? Ben sağlık ve direncin rengiyim...insan yaşamı için gerekli vitaminler hep benim rengimde
bulunur..portakalı, havucu düşünün.. ben pek ortalarda görünen bir renk olmayabilirim ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzel rengi veren de benim unutmayın"
KIRMIZI daha fazla dayanamamış:
"Ben hepinizden üstünüm!!! Ben kan rengiyim!! Kan olmadan hayat olur mu!! Ben tehlike ve cesaretin
rengiyim!!! Savaşın ve ateşin rengiyim!! Aşkın ve tutkunun rengiyim!!!Bensiz bu dünya bomboş olurdu!!!"
MOR ayağa kalkmış:
"Hepinizden üstün benim.. ben asalet ve gücün rengiyim. Bütün krallar, liderler beni seçmişlerdir.. ben otorite ve bilgeliğin rengiyim, insanlar beni sorgulamaz.. dinler ve itaat ederler"
ve bütün renkler hep bir ağızdan kavgaya tutuşmuşlar... her biri diğerini itip kakıyor "en büyük benim" diyormuş... derken.. bir anda şimşekler çakmış ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış... bütün renkler neye uğradıklarını şaşırmış, korkuyla birbirlerine sarılmışlar..
ve YAĞMUR'un sesi duyulmuş...
"Sizi aptal renkler..bu kavganızın anlamı ne, bu üstünlük çabanız neden? Siz bilmiyor musunuz ki her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız, birbirinizden farklısınız ve her biriniz kendinize özelsiniz... Şimdi el ele tutuşun ve bana gelin"
Renkler bunun üzerine kendilerinden çok utanmışlar.. el ele tutuşup birlikte gökyüzüne havalanmışlar ve bir yay seklini almışlar..
Yağmur onlara "bundan böyle..." demiş.."her yağmur yadığında siz birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız ve insanlar sizi gördükçe huzur duyacaklar, güç bulacaklar..insanlara yarınlar için umut olacaksınız.....gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size G Ö K K U Ş A Ğ I diyecekler.. anlaştık mı?"
Bu yüzden ne zaman dünyamız yağmurla yıkansa, ardından gökyüzünde G Ö K K U Ş A Ğ I belirir..
Biz de gökkuşağındaki o renkler gibi birbirimizden farklıyız ve hepimiz özeliz..bunu bilerek etrafımızla uyum içinde yaşamalıyız. _________________
"ELmayı Yerken Hiç Kızmadım eLma kurduna,
Bendim çünkü bıçağı sapLayan onun yurduna." |
|
| Başa dön |
|
 |
eBRu Moderatör


Kayıt: 23 Ekm 2007 Mesajlar: 500 Konum: Antalya
|
|
| Başa dön |
|
 |
eBRu Moderatör


Kayıt: 23 Ekm 2007 Mesajlar: 500 Konum: Antalya
|
Tarih: Pzr Oca 13, 2008 5:31 pm Mesaj konusu: |
|
|
Ziyonya'da Sevginin Gücü (Metafor)
Bundan milyonlarca yıl önce, evrenin derinliklerinde, daha önce hiç kimsenin gitmediği pembe bir gezegen varmış. Bu gezegende insana benzeyen canlılar yaşarmış. Aynı Dünya gibi bir atmosfere sahipmiş. Adı Ziyonya olan bu gezegenin tam beş tane Güneşi varmış. Bu Güneşlerin biri batar, diğeri doğarmış. Bu yüzden Ziyonya’da hiç karanlık olmazmış.
Burada yaşayan canlılar güneşlerinin sıcaklığı gibi çok sıcak, cana yakın, sevecen canlılarmış. Öyle kibirbirlerine sürekli yardım eder, birbirlerinin sıkıntılarına çare olurlarmış.
Bu ortamda milyonlarca aile gibi olan bir aile pembe gezegen Ziyonya’da, Pembe kürede yaşıyorlarmış. Bu aile anne, baba ve iki çocuktan oluşmaktaymış. Bunlar çok mutluymuşlar, öyle ki etraflarına sürekli gülücük saçarlar ve herkesi memnun ederlermiş.
Kim bilir burada anlatılan aile belki sizin aileniz, belki onlar sizin çocuklarınız. Sizin çocuklarınız var mı? Varsa onların başlarını hiç sevgiyle okşadınız mı? Bu çocukların adları Zet ve Met. Eğer bu zamana kadar hiç çocukların başlarını sevgiyle okşamadıysanız onların başlarını okşayınız ve onlara sevginizi gösteriniz.
Günlerden bir gün, Ziyonya’ya dış uzaydan, çok korkunç olan, vücutları simsiyah, dokunulduğunda sert metal hissi veren ve tın tın diye ses çıkaracakmış gibi olan, gözleri ise kıpkırmızı sanki kan gibi, çok iri yapılı, tüylü, uzun ve sivri kulaklı yaratıklar saldırmaya başlamışlar. Bu yaratıklar sürekli uzayda gezer ve çocukların beyinlerini yiyerek hayatlarını sürdürürlermiş. Küçük çocukların beyni bu yaratıkları hayatta tutan tek besin kaynağıymış. Bunların her şeye zararları olur fakat herkes bunları göremezmiş. Bunları sadece tertemiz olan küçük çocuklar görürlermiş. Bunların tek besin kaynağı küçük çocuklar olduğu için, sürekli uzayda gezer ve böyle küçük çocukların olduğu gezegenlere saldırırlarmış. Kimbilir sırada daha kaç gezegen ve küçük çocuk varmış.
Yaratıklar Ziyonya’da pek çok aileye, eve, işyerine, okullara saldırmışlar. Buralar da ne kadar çocuk varsa onları kaçırmışlar. Sıra Zet ve Met’in yaşadığı o güzel pembe küreye gelmiş. Güneşlerinin sıcaklığı kadar sıcak ve güzel olan aileye gelmiş sıra. Zet ve Met’in anne-babası bu duruma çok üzülüyormuş. Çocuklarının ellerinden alınmak istenmesi onları perişan etmiş. Ah yaratıkları görebilselermiş. Belki Onlara saldırır ve çocuklaırnı kurtarırlarmış. Ancak o yaratıklar sadece çocuklar tarafından görülüyormuş.
Tam bu sırada Zet ve Met’in aklına müthiş bir fikir gelmiş ve bu fikri deneyerek, Yaratıklardan kurtulmak istemişler. Canavarlardan kurtulmanın yolu sadece küçük çocukların elinde imiş. “Nasıl bu canavarları sadece biz görüyorsak onları da gezegenimizden biz gönderebiliriz?” Müthiş bir fikir fakat bu fikri nasıl uygulayacaklarını o an için bilememişler. Canavarlardan kurtulmak ve tüm sevdiklerini kurtarma görevi Zet ile Met’e kalmış ve onlarda madem bu canavarları sadece biz görebiliyoruz, onları da biz gönderebiliriz demişler.
Zet ve Met anne-babalarına “Siz korkmayın! Biz kendimizi ve sizleri nasıl koruyacağımızı birazdan çözeceğiz. Bunun bilgisinin bize verildiğine inanıyoruz” demişler .
Sonra iki kardeş el ele tutuşmuş ve çözüm bulmak için tek vücut haline gelmişler. Anne-babalarını, gezegenlerini ve etraftaki insanları çok seviyorlarmış. Bu nedenle onları kurtarmaları gerektiğine inanıyorlarmış. Bunun için Sevginin Gücünü kullanmaya karar vermişler. Yaratıkların düşünceler, sevgisizlik, kin ve nefretten dolayı çoğaldıklarını ve aslında kötü bir kabus olduklarını fark etmişler.
Zet ve Met el ele tutuşmuş vaziyette ve boşta kalan ellerini canavarlar kaldırarak şu cümleyi haykırmışlar. “Hayır! Siz buraya giremezsiniz. Siz buraya ait değilsiniz. Sizi sevgisizlik, kin ve nefret oluşturdu, sizi ancak Sevgimizin Gücü yener. Gidin buradan, rahat bırakın pembe gezegenimizi, Gidin, çok uzaklara, haydi şimdi, kaybolun” diyerek canavarlara karşı kaldırdıkları elleri canavarlara doğru avuç içleri canavarlara bakarken ellerinden kırmızı renkli, çok sıcak ve yakıcı ışınlar çıkmaya başlamış. Bu ışınlar kendilerine hiç zarar vermiyormuş. Ancak canavarlar paramparça olmuşlar. Zet ve Met bunun üzerine biz gezegenimizi çok seviyoruz, anne-babamızı, akrabalarımızı ve tüm insanları çok seviyoruz. Bu nedenle bizim sevgimizin olduğu yere sizin gibi canavarlar giremez. Gidin! Gidin! Gidin buradan diyerek yaratıklara karşı bir güç oluşturmuşlar. Bu güç öyle yoğunlaşmış ki kesici lazer gibi olmuş. Bu ışın onları kalplerinden vurmuştur.
Zet ve Met şöyle demiler.”Ey nefretin yaratıkları! Gidin buradan! Sevginin olduğu yerde, size yer yok! Bizi rahat bırakın” Böylece bu ve bunun gibi nefret yaratıkları Ziyonyayı terk etmek zorunda kalmışlar.
Sevginin Gücü bir kez daha zafer kazanmış. _________________
"ELmayı Yerken Hiç Kızmadım eLma kurduna,
Bendim çünkü bıçağı sapLayan onun yurduna." |
|
| Başa dön |
|
 |
CeRossH Site Admin


Kayıt: 23 Ekm 2007 Mesajlar: 421
|
Tarih: Pzr Oca 13, 2008 7:12 pm Mesaj konusu: |
|
|
_________________
[^]..Adım SözLérimé KéfiL..! |
|
| Başa dön |
|
 |
eBRu Moderatör


Kayıt: 23 Ekm 2007 Mesajlar: 500 Konum: Antalya
|
Tarih: Pts Oca 14, 2008 8:31 am Mesaj konusu: |
|
|
İkİ ßaCı
Ağrı Dağı’nın bulunduğu yer bir zamanlar ova imiş. Burada yaşayan bir köylünün iki kızı varmış. Bir gün bu iki kardeş odun toplamaya gitmişler. Yeterince odun topladıktan sonra , abla odun dengini küçük kardeşin sırtına yüklemiş ve yola koyulmuşlar. Biraz gidince yorulan ve beli ağrıyan küçük kız ablasına ;
- Belim çok ağrıdı abla, ne olur biraz da sen taşı diye seslenmiş.
Ablası kulak asmamış.Biraz daha gitmişler , küçük kız yine ablasına seslenmiş, ablası hiç oralı olmamış.Küçük kız sonunda dayanamamış:
- Abla abla , demiş. Senin gibi ablam olacağına olmaz olsun .Dağ olasın,taş olasın,uzun uzun kış olasın belimdeki ağrı adın, seller yağmurlar muradın olsun diye beddua etmiş.
Ablası durur mu ? O da vermiş veriştirmiş:
- Senin gibi kardeşim olacağına taş olsun saçların çayır, eteklerin bayır olsun.Başın dilin gibi sivri, yamacın boynun gibi eğri, adın da benim gibi ağrı olsun.
Derken bir gürültü kopmuş, bir toz bulutu kaplamış ortalığı.Biraz sonra ovada iki yüce dağ sivrilmiş.... Biri Küçük Ağrı, diğeri Büyük Ağrı. Böylece iki geçimsiz kardeşin ikisi di birer dağ olmuş.
_________________
"ELmayı Yerken Hiç Kızmadım eLma kurduna,
Bendim çünkü bıçağı sapLayan onun yurduna." |
|
| Başa dön |
|
 |
eBRu Moderatör


Kayıt: 23 Ekm 2007 Mesajlar: 500 Konum: Antalya
|
Tarih: Pts Oca 14, 2008 8:32 am Mesaj konusu: |
|
|
MeM u ZiN
Cizre Beyi, Mir Zeynuddin'in Zîn ve Sitî adlarında iki tane bacısı vardı.
Zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. Bey onu çok severdi. Sitî ise esmer,
selvi boylu biriydi. Tacdin, Beyin Divan Vezirinin oğluydu. Hikâyenin ana
kahramanı Mem ise Tacdin'in manevi kardeşi ve dostuydu. Botan bölgesinde
baharın müjdecisi olan Mart ayında (21 Mart Newroz) , eğlence ve bayram
günlerinde çoluk - çocuk bütün Cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.
İşte böyle bir günde Mem ile Tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve
kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. Şenlik alanına vardıklarında
erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar Sitî ile Zîn'di) Onları görür
görmez ikiside yere düşüp bayıldılar. Sitî ile Zîn bayan kıyafetli iki
erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzeklerini onların parmaklarına
geçirip oradan ayrılırlar. Mem ile Tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin
ve sersem onlduklarını görürler. Bu esnada Tacdin Mem'in parmağında, üzerinde
Zîn yazılı mücevheri fark eder, Tacdin Mem'ın parmağına doğru elini
uzatınca Mem de onun parmağında bulunan pana biçilmez ve üzerinde Sitî
yazılmış olan yüzüğü görür. İkiside Sîti ve Zîn'in ne yapmış olduklarını
anlarlar. Sitî ile Zîn dadıları olan Heyzebun'a anlatırlar. Dadıları bir
hekim kılığına girerek hasta olan Mem ve Tacdin'in yanına varıp, Sitî
ve Zîn'inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. Tacdin
yüzüğü geri verir. Fakat Mem 'bununla yaşıyorum' diyerek yüzüğü vermez.
Mem ile Tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. Bunun üzerine Tacdin
için Cizre'nin önde gelenleri Cizre Bey'inden Sitî'yi Tacdine isterlerler.
Bey, Tacdin'e Sitî'yi verir. Böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır.
Aslen Botanlı olmayıp İran'ın bir köyünden (Merguverli) olan Beko, Bey'in kapıcısıdır.
Tacdin Beko'yu hiç sevmez. Bey'e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık
olmadığı söyler fakat bey: 'değirmenimiz onunla dönüyor. Köpekler de
kapıcıdırlar' der. Beko, Bey'in Zîn'i Mem'e vermemesi için 'Efendim,
Tacdin kendi tarafından Zîn'i Mem'e vermiş.' Bunun üzerine kızan Bey,
'and içerim ki; Zîn'i eş olarak Mem'e vermeyeceğim' der. Bey'in ava çıktığı
bir günde Mem Zîn'i görmek için bahçeye girer. Mem'i gören Zîn birden yıkılıverir
yere. Ava giden Bey,
avdan dönünce Mem'i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. Mem
'Beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra
kendimi burda buldum'der. Bey'in yanında bulunan Tacdin abanın altında
Zîn'in saçlarını görür, durumu anlayan Tacdin Bey'i ikna ederek divana
doğru götürür. Daha sonra eve gidip Sitî ve çocuğunu evden çıkararak,
evi ateşe verir. Böylece Mem ile Zîn'in kurtuluşu için Tacdin evini feda
eder. Emsali görünmemiş bir dostluk örneğini sergiler. Beko'nun oyunlarıyla
beyle satranç oynamaya ikna edilen Mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. Beko
Mem'in iyi oynadığını görünce Mem'in yönünü Zîn'e doğru çevirir. Zîn'i görüp
hayallere dalan Mem, Bey'e yenilir. Sevgilisinin Zîn olduğunu öğrenen bey Mem'in
zindana atar. Bir seneye yakın zindanda kalan Mem, Zîn'in hasretine dayanamayıp
ölür. Mem'in cenazesinin kaldırıldığı esnada Tacdin Beko'yu görüp öldürür.zin yapıştığı Mem'in mezar taşında canını verir. Bey, Zîn'i gömmek
için Mem'in mezarını açtırarak Zîn'i sarktığı esnada şöyle seslenir:
'Memo! Al sana yar! der.
İşte o gün bugündür, yan yana duran mezarlarından dünyanın hiçbir yerinde yetişmeyen çiçekler açar, eşine rastlanmayan kokularla. Çünkü toprak aşkın yoldaşıdır.” _________________
"ELmayı Yerken Hiç Kızmadım eLma kurduna,
Bendim çünkü bıçağı sapLayan onun yurduna." |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|